Dr. Fzt. Engin Pülüm
Yaş algımızdaki farkındalık aslında yakın zamanda keskinleşti. 80’li yıllardaki çocukluğumu hatırlıyorum da, 40’lı yaşlarının başında emekli olan ve bütün gününü kahvede geçiren amcalar benim için yaşlı ve yakın zamandaki dede adaylarımdı. Kalan ömürlerine orantıladığımızda da aslında pek çoğunun önünde uzun bir yaşam yoktu, 60’larının sonlarını görenler oldukça düşük kalmakla birlikte 70 ve üstü yaşlar nadir ve acayip insanlardı.
Gelgelelim son yarım yüzyılda, kalp-damar hastalıklarındaki ölümlerin engellenmesine yönelik müdahaleler, acil sisteminin yaygınlaşması, insan sağlığına yönelik kamusal önlemlere ek olarak insanların da sağlıklı yaşama dair farkındalıklarının artmasıyla birlikte artık daha uzun ve daha sağlıklı yaşamak istiyoruz.
Avrupa’daki emeklilik sistemi bile 65-yaşı erken bulurken, emekliliği 67-70 gibi yaşlara çekerek, uzun yıllar üretimden uzak kalacak emeklilerin masraflarını düşürmeyi amaçlamaktadır. Artık değişen dünyada hiç kimse ’25-30 yıl çalışıp emekli olayım ve ömrümün sonuna kadar (muhtemelen 30-40 yıl daha!) emekli maaşı alarak keyfime bakayım’ diyemeyecek.
Aslında, benim asıl canımı sıkan şey, emeklilik sisteminin bunu karşılamak istememesi değil,
bizim neden böyle bir talepte bulunuyor olmamız!
Doğada hiçbir canlı emekli olmaz, hatta bir asır öncesinde bile emeklilik diye bir şey yoktu. Çiftçi, asker, zanaatçı ve diğerleri elden ayaktan düşene kadar çalışır, birkaç ay güçsüz bir şekilde yatar ve hayata veda ederdi.
Emeklilik sisteminde amaç, yaşlanan ve hayatını kazanamaz hale gelen insanın asgari geçimini sağlamaktı. Ama sistem uzun yıllar o kadar kötü kullanıldı ki, hayatının en verimli ve güçlü çağındaki insanlar üretimin dışına çıkarılarak, uzun yıllar emeklilik sisteminden faydalandılar ve bu da hem mevcut çalışanlara hem de
kamu bütçelerine büyük yükler oluşturarak emeklilik sistemlerinin sürdürülemez hale gelmesine neden oldu. Belki de yakın gelecekte tüm dünyada emeklilik sistemi ya tamamen
ortadan kalkacak ya da sembolik hale gelecektir.
Bu uzun girizgaha rağmen anlatmak istediğim konu ekonomik değil sağlık aslında. Buraya kadar bahsettiğim kişiler YAŞLI’dır. Yaşlının en önemli özelliği; belli bir düzeyde yetenek, beceri ve kuvveti olmasına karşın bir değer ortaya koyma isteğinde olmamasıdır. Amacı, kısa hazsal (hedonik) duygular peşinde koşarak bir günlük zamanı tüketmek ve yarın yeniden aynı döngüye başlamaktır. Kendisinin varoluşsal değerine inancı kalmamıştır. Belki en fazla ara sıra cami, cenaze, düğün gibi zorunlu gruplara karışarak kendisini fiziksel ve zihinsel olarak yormayacak görevlerde bulunabilir.
YAŞLI, fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak çok hızlı bir şekilde geriler. Bu alandaki kayıplar onu kaygılandırmaz ve bu da onu hızlıca ölüme yaklaştırır. Bu süreç, ona tamamen insanın doğası gibi göründüğü için bunu pek de dert etmez.
İLERİ YAŞ, yalnızca takvimsel bir durumdur. Kişinin üretkenliği ve tecrübesi son derece hızlı ve kesintisiz devam eder. Eğitimini aldığı işte artık ustalaşmıştır. Mesleğine çok yönlü bakabilir, yenilik (inavosyan) yaratabilir ve iyi bir mesleki öğretmendir. Her zaman meraklıdır, öğrenme fırsatlarını kovalar. Fiziksel, zihinsel ve sosyal hayatı hareketlidir. Zaman zaman bu alanlarda düşüş yaşasa da hızla yeni çözümler bulur. Özel hayatındaki merakı doğrultusunda hobi ve uğraşları vardır. Hatta ileri yaşlarda veya resmi-emekli olduğunda bile, ya yeni bir alana atılarak ya da hobileri üzerinden üretmeye devam eder. Yaşama, doğaya ve insanlara tutkundur. Kaygısı, bu dünyadan göçmeden önce, bu konularda değer yaratmak ve topluma
bir şeyler vermektir.
İşte YAŞLI ile İLERİ YAŞ arasındaki fark budur, sen hangisi olmak istiyorsun?
1 Yorum
Mustafa Serdar Keleş 16 Mart 2025