Dr. Fzt. Engin Pülüm
Kırılgan, kelime anlamı olarak; kolay ve çabuk kırılan (TDK) demektir. Dış etkenlere karşı mevcut durumunu, sağlamlığını veya bütünlüğünü devam ettirememe durumudur. Türkçede kelimenin mecazi anlamları (kalp kırmak gibi) olsa da, biz kırılganlığın nesnel anlamı üzerinde duracağız.
Aslında, içgüdüsel olarak ve tecrübelerimizle çevremizdeki nesnelerin kırılgan olup olmadıklarını ve kırılganlık sınırlarını biliriz. Cam, kuru dal, bisküvi çok küçük kuvvetlerle kırılırken, sert cisimlerin kırılganlık sınırına ulaşmak için ise daha yüksek kuvvet gerekir.
‘Kırılgan yaşlı’ dediğimizde, bir stres/kuvvet faktörüyle karşılaştığında, bu yaşlının metabolizmasında düşme, sakatlıklar ve deliryum gibi çok ciddi olumsuz sağlık durumları oluşturan ileri yaştaki kişiden bahsediyoruz. Normal sağlıklı bireylerin metabolizmasının kolaylıkla atlatabileceği veya iyileşebilecek durumlar ‘kırılgan yaşlı’ için sakatlık, yatağa bağlanma ve ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle, bu riski taşıyan ‘kırılgan yaşlı’yı ve ‘kırılgan yaşlı’ adaylarını tanımak ileri yaştakilerin yakınları için çok önemlidir.
Kısaca ‘kırılgan yaşlı’ya aday ileri yaştakşlerin özelliklerine bakacak olursak:
– Aşırı yorgunluk/güçsüzlük,
– Açıklanamayan kilo kaybı,
– Sık enfeksiyonlar,
– Denge ve yürüyüş bozukluğuna bağlı spontan (kendiliğinden) düşmeler,
– Deliryum (hezeyan)
‘Kırılgan yaşlı’ düzeyine gelmiş hastanın kendi durumunun farkında olması zordur ve potansiyel tehlikelere karşı önlem alamaz. Burada en önemli görev ‘kırılgan yaşlı’nın yakınlarına düşmektedir.
Amacımız, eğer hastamız ‘kırılgan yaşlı’ düzeyindeyse, onun mevcut sağlık durumunun kötüleşmesini önlemektir. Eğer başarabilirsek, sağlık durumunu korumak ve geliştirmenin yollarını da aramalıyız. Çünkü, ‘kırılgan yaşlı’lar yatağa bağımlı olmaya aday kişilerdir. Yatağa bağımlı bir hastaya bakmanın ne anlama geldiğini, size çevrenizdeki bir hasta yakını benden daha iyi anlatacaktır.
Öyleyse, ileri yaş yakınınızın yatağa bağımlı olmasını önlemek ya da en azından geciktirmek için neler yapabiliriz bakalım:
– İleri yaş yakınımızı fiziksel olarak aktif tutmalıyız. Günlük/haftalık fiziksel rutini olmalı. Örneğin; her gün 4000 adım atılacak, 20-30 dk köpek/tavuk bakımı yapılacak/bahçe ile ilgilenecek gibi.
– Zihnini aktif tutmak için, bulmaca, sudokudan ziyade, keyif aldığı ve her gün zaman ayırdığı bir hobi edinebilir. Örneğin; el işi, resim/boyama, küçük tamirat, yontma gibi.
– Her gün iletişim halinde olduğu ve fiziksel olarak da bir araya geldiği arkadaşları ve sosyal çevreye sahip olmalı ve bunu genişletmeye, yeni insanlarla tanışmaya gayret etmeli.
– Basit gibi görünen tıbbi durumlar (ateş, kabızlık, ağrılı idrar yapma, göz kararması vb) hafife alınmayıp, her seferinde aile hekimine başvurulmalı.
– Ev-içi banyo, tuvalet ve diğer yaşam alanları ergonomik olarak yeniden düzenlenmeli.
– Beslenmeye dikkat edilmeli, kilo ve kas kaybına izin verilmemeli, gerekirse diyetisyen takibinde olmalı.
– ‘Yaşlı ayrımcılığı’na dikkat edilmeli. Yani, onun da birey olduğu unutulmamalı, haysiyet ve gururuna dikkat edilmeli, onun adına peşinen kararlar alınmayıp her konuda kendisinin de fikri ve onayı alınmalıdır.
Eğer, sizin de ileri yaştaki yakınınızda benzer durumlar varsa, siz de bu konuyu ciddiye alın. Yukarıda bahsettiğimiz küçük önlemlerle işe başlayın. Önlemlerimiz küçük ve basit görünebilir ama etkileri ileri yaş yakınınız için yaşamsal olabilir.
İleri yaştaki kişiler, her ne kadar toplumun ve aile yakınlarının gözünde, sağlıksız ve hasta gibi görülse de, kişinin ileri yaşta olması onu potansiyel olarak hasta veya düşkün yapmaz. Bilinçli bir ileri yaş yönetimi ile uzun yıllar sağlıklı, bağımsız ve aktif bir ileri yaş süreci yaşanabilir.