Dr. Fzt. Engin Pülüm
Aslında en sevdiğim kelime olabilir “eylem”. Hayatın sırrı gibidir. Bu hayatta başarılı olmak, zengin olmak, mutlu olmak ve her ne olmak/yapmak istiyorsak gerekli tek formüldür, tıpkı Einstein’ın “e=mc² formülü gibidir. Tartışılmaz ve mutlak bir gerçektir. Bir şey başarmak için başka hiçbir taktik ve stratejiye ihtiyacımız yoktur.
Marcus Aurelius gibi birçok düşünür bu gerçeği kavramış ve bizlere şiddetle ‘şimdiki zamanda eylemde olmayı’ tavsiye etmişlerdir. Hatta, Nike markası bile sporcuları motive etmek için milyon dolarlar harcayıp her yere bu sloganı yazmaktan çekinmemiştir. “Just do it; sadece yap/eyle.
İnsan doğası ve tüm canlılar, en güvenli modda kalabileceği şekilde evrimleşti. En az riske girerek, konforlu bir alanda hayatta kalarak, genlerimizi yeni nesillere aktarmamız bizim temel içgüdümüz oldu.
Ancak, tarım toplumundan sonra (son 10 bin yılda) artık neslimizin yok olma ihtimali şimdilik ortadan kalktı, hatta bu konuda o kadar başarılı olduk ki, farklı iklim koşullarında yaşamaya uyum sağlayarak tüm dünyaya yayılabildik.
Yoğun toplum yaşamı ve doğa-dışı kurallarla düzenlenmiş rekabet ortamında başarılı olmak istiyorsak konfor alanımızdan çıkıp eyleyen insan olmamız gerekiyor. Neden insan doğası, temel ihtiyaçlar dışında, eylememizi istemiyor. Çünkü, eylem risk içerir. Risk de evrimsel mantıkta hayatta kalma ve yeni nesiller üretme olasılığımızı azaltır. İç güdüsel olarak hep risksiz seçenekleri tercih ettik ve başarılı şekilde hayatta kalarak yeni nesiller dünyaya getirebildik.
Çağımızda başarılı olabilmek için ise, evrimin bize öğrettiği içgüdünün yanında bazı sosyal becerilere de ihtiyacımız var. Bunun için gerektiğinde bazı içgüdülerimizi baskılayıp bazı sosyal becerilerimizi öne çıkartmalıyız.
Riske girip, eyleme başladığımızda ise önümüzde yeni bir dünya açılır, düşünmediğimiz birçok seçenek ortaya çıkar, enerjimiz artar. Yaşlanmanın 3-boyutu olan, zihinsel-fiziksel-sosyal becerilerimiz gelişmeye başlar. Su gibi bir akışa gireriz, gözümüzde büyüttüğümüz hedefler kolayca birer birer aşılır. Başardıkça motivasyonumuz artar, motivasyonumuz arttıkça yeni başarılar kolaylaşır. Hızlanmış bir tekerlek gibi bir döngüye gireriz. Sanki, biz kendimizi sadece ilk eylemi yapmış, geri kalan her şey kendiliğinden olmuş gibi hissederiz. Bir de bakmışız ki, hedefimize ulaşmışız, ancak hala duramayız, hemen yeni hedefler için eylemeye devam ederiz. Bir süre sonra anlamaya başlarız ki, aslında güzel olan başarmak, hedeflere ulaşmak değilmiş, güzel olan eyleyerek bu akışta kalmakmış. Bizi heyecanlandıran, enerjimizi ve dikkatimizi yükselten eylemdeki bir akışta kalabilmektir.
Dikkat edin, eyleyen bir insan olmak bağımlılık yapabilir, bir daha konfor alanınıza dönemezsiniz…