Dr. Fzt. Engin Pülüm
İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Sürü tarzı yaşam sürdürmeyen bazı hayvanlar bile, belli dönemlerde yalnız yaşasa da, genelde onlar da eşli veya küçük gruplarla bir arada yaşama ihtiyacı duyarlar. Hele ki insanoğlu, doğada hiçbir zaman, yaşamının hiç bir döneminde kısa da olsa yalnız yaşamadı. Yalnız yaşamak, ölmek demekti çünkü.
Bugün, doğanın yaşamsal tehdidi büyük oranda hayatımızdan çıkmış olsa da, hala yalnız yaşayamayız. Dönem dönem yalnızlaşmak, sosyal çevremizi kaybetmek, insanı hem ruhsal hem de fiziksel hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirir.
Aslında bu sorunu halletmiştik. Binlerce yıl doğayla ve sosyal çevreyle sarılı bir köy hayatını benimsedik. Köy yaşamı ve güçlü aile/akraba bağları bizi, hem doğanın tehlikelerine hem de yalnızlığa karşı güçlü bir koruma sağladı. Kimse yalnızlıktan veya depresyon gibi ruhsal hastalıklardan muzdarip değildi. Bu sistem binlerce yıl kusursuzca işledi.
Gelgelelim son birkaç yüzyılda ve sanayi devrimiyle, köy nüfusu yeni kurulan şehirlere akmaya başladı. Şehir hayatındaki varoluş nedenimiz yalnızca kapitalist bir üretimde bulunmaktır. Kimse sizin işten sonrasında yaptıklarınızla ilgilenmez, üretebildiğiniz ölçüde değerlisinizdir.
İşte psikiyatri ve psikoloji bilimi böyle doğdu. Öncesinde dikkat bile çekmeyecek düzeydeki ruhsal sorunlar, kalabalık sosyal bağların olduğu köylerden ayrılıp şehirlerdeki bireysel veya çekirdek aile düzenine geçince çığ gibi büyüdü.
Pek çoğumuz kalabalık şehirlerde yalnızlık çekmeye başladık, psikolojimiz bozuldu. Başta depresyon olmak üzere bir çok ruhsal sorunlarla boğuşmaya başladık. Bu ruhsal sorunların tedavisi için de büyük bir ilaç sektörü doğdu.
Siz yine de ruhsal sorunlarınız için gerekli tıbbi tedavilerinizi ve psikoterapinizi aksatmayın ama en başta yapmamız gereken şey belli.
Sevdiklerinizle iletişim halinde olun, yeni insanlarla tanışın, kendinizi toplumdan izole etmeyin. Sanal dünyadan ziyade gerçek ve samimi ilişkiler kurun. Çünkü bu hem doğamızın hem de sağlığımızın en temel gereksinimidir.