Dr. Fzt. Engin Pülüm
Doğar doğmaz hayata tutunmamızı ve ilk nefesimizi almamızı sağlayan kastır, diyafram. Yapı itibariyle kalp ve akciğerleri üst, mide, karaciğer ve diğer organları alt şeklinde gövdeyi içeriden iki kompartımana ayıran, duruş itibariyle hafif yukarı doğru konveks ince bir kastır diyafram. Görevi, düz pozisyona gelecek şekilde kasılarak karın içi organlarını aşağıya bastırıp akciğerlerde negatif bir basınç oluşturarak akciğerlere dışarıdan pasif bir şekilde hava girmesini sağlamaktır.
Diyafram kasını kullanarak doğru bir şekilde nefes alırsak akciğerlere yaklaşık 2500-3000 cc arası hava dolar, bu işlemden diyaframı çıkarıp yardımcı solunum kaslarını kullanarak nefes alırsak bu miktar 500-700 cc’ye kadar düşer. Bebekler bunu çok iyi yapar, her nefes alışta bebeğin göbeğinin yükselip-alçaldığını
görebiliriz. Yaş ilerledikçe, özellikle çocukluk sonrasında, bu verimli nefes alma tekniğimizde gerilemeler meydana gelir. Stres, sigara, aşırı kilolu olmak gibi dışsal faktörler dakikada 12- 20 arası olması gereken nefes frekansımızı bozarak daha hızlı ve yüzeysel solumamıza yol açar. Bu da derin solunum kasımız olan diyaframın daha verimsiz bir şekilde az veya hiç kullanılmamasına neden olur.
Diyaframı daha az veya verimsiz kullanırsak ne olur? Öncelikle yetersiz oksijen alacağımız için dakikada aldığımız nefes sayısı hızla yükselir, oksijen yetersizliğini telafi etmek amacıyla kalp atım hızımız yükselir. Kalp ve akciğerlerin fazla çalışması bizi stres moduna sokarak tüm vücutta bir alarm durumu yaşanır. Psikolojimiz gerilir ve gevşeyemeyiz. Kaslarımız her an harekete geçecek şekilde gerilmiş pozisyondadır. İç organlara gelen kan ve oksijen azaldığı için fonksiyonları yavaşlamıştır, beynimiz sağlıklı kararlar veremez. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey yapmıyor gibi görünüyorsak da, aslında bu bizi çok yoran ve yıpratan bir moddur. Bedenimiz bu modda uzun süre yaşayamaz.
Daha orta yaşlarımızda bir de bakmışız ki kalp-damar, akciğer, mide, karaciğer veya kanser gibi kronik ve dejeneratif bir hastalık sahibi olmuşuz. Her zaman suçluyu beslenmede, ilaçlarda, radyasyonda hatta aşılarda ararız. Ama asıl suçlu, bedenini bile tanımaktan aciz, onu sorunsuzca nasıl kullanması gerektiğini bile bilmeyen insandır. Özellikle bizim gibi kültürlerde hep çocukların hasta olması korkusu vardır. Düşmanlar; soğuk su içmek, ince giyinmek, koşup terlemek, ateşlenmek, az yemek yemek, güneşe çıkmaktır. Çocuklarımızı bunlardan sakınırsak, onları sağlıklı ve uzun bir hayat beklediğini düşünürüz.
Bu arada, saydıklarımın hiçbirisi de çocuklar için zararlı değildir. İşte yalnızca diyafram nefesini kullanmak, unutmuşsak yeniden öğrenmek ve düzenli egzersizi hayatımızın değişmezleri arasına koymak hayatımızda bu kadar büyük farklar yaratacaktır. Asıl başarı, yakalandığımız hastalıkları atlatmak değil, sağlıklı, uzun ve üretken bir hayat yaşamaktır.
1 Yorum
Mustafa Serdar Keleş 16 Mart 2025